17 Eylül 2008 Çarşamba

Populasyonlar ve Ekosistem


Ekoloji ile ilgili kavramlar:
EKOLOJİ:Canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır.
TÜR:Aynı kökenden gelen,çiftleştiklerinde verimli döller verebilen canlılara tür denir.
POPULASYON:Belli sınırlar içinde yaşayan,aynı tür canlıların oluşturduğu topluluğa denir.
KOMÜNİTE:Belirli bir bölgede,farklı populasyonların bir araya gelerek oluşturdukları,uyumlu birlikteliklerdir.
EKOSİSTEM:Canlılar,cansız çevreleriyle birlikte ekosistemi oluşturur.
BİYOSFER:Yeryüzündeki canlıların yaşama koşullarına uygunluk gösteren her yer biyosferi tanımlar.Okyanusun derinliklerinden 10bin metre yüksekliğe kadar olan alan biyosfer katmanıdır.
HABİTAT:Canlıların yaşamına uygunluk gösteren alanlardır.Canlının yaşadığı adrestir.Örn:Ankara keçisi,Ankara'da yaşar.
NİŞ:Canlıların yaptığı iştir.Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için yaptıkları tüm faaliyetlerdir.
BİYOTOP:Canlıların yaşamlarına uygun çevre koşullarına sahip bölgelerdir.
FLORA:Bitkilerin yaşamlarını sürdürebildiği alanlardır.
FAUNA:Hayvanların yaşamlarını sürdürebildiği alanlardır.
BASKIN TÜR:Bir yaşama birliğinde yer alan en belirgin türdür.
SÜKSESYON:Çevresel faktörlerin etkisiyle,baskın türün yerini başka bir baskın türün almasıdır.
EKOTON:İki yaşama birliğinin kesişme bölgesidir.Bu bölgede canlıların çeşitliliği çok fazladır.
MİKROKLİMA:Bazı bölgelerde sıcaklık,ışık,yağış gibi faktörlerin etkisiyle farklı iklim özelliklerin ortaya çıkmasıdır.
POPULASYON:Belli sınırlar içinde yaşayan,aynı tür canlıların oluşturduğu topluluktur.Örn:
-Bir göldeki alabalıklar
-Ormandaki çam ağaçları
-Mağaradaki yarasalar

Malthus Hipotezi:Populasyonların düzenlenmesinde dış faktörlerin etkili olduğunu savunur.Bu dış faktörler:
-Besin kıtlığı
-Doğal afetler
-Bireyler arasında oluşacak savaşlar
-Göçler
-Çevre faktörleri

Wayn Edward Hipotezi:Bu hipotez ise populasyonların düzenlenmesinde iç faktörlerin etkili olduğunu savunuyor.Bu iç faktörler:
-Doğum kontrolü
-Sosyal davranışlar
-İç güdüye dayalı davranışlar

POPULASYONLARIN ÖZELLİKLERİ
Populasyonun Yoğunluğu:Birim alanda yer alan birey sayısı populasyonun yoğunluğunu belirler.
Taşıma Kapasitesi:Bir populasyonun birey sayısının maksimuma ulaşmasıdır.
Populasyonun Büyüklüğü:Populasyondaki birey sayısını ifade eder.
Doğum Oranı > Ölüm Oranı ve İçe Göçler > Dışa Göçler ise populasyonbüyümektedir.
Doğum Oranı=Ölüm Oranı ve İçe Göçler=Dışa Göçler ise populasyon dengededir.
Doğum Oranı < Ölüm Oranı ve İçe Göçler < Dışa Göçler ise populasyon küçülmektedir.

POPULASYONLARIN GELİŞİM EĞRİSİ:
Birey sayısı a b c d e Zaman Populasyonların gelişim eğrisi beş evreden oluşmaktadır:
a- Kuruluş evresi
b-Pozitif artış evresi:-çevre direnci minimum-doğum>ölüm-içe göç>dışa göç-genç birey>yaşlı birey
c-Negatif artış evresi-çevre direnci maksimum
d-Denge evresi-doğum=ölüm-içe göç=dışa göç-genç birey sayısı=yaşlı birey sayısı
e-Gerileme evresi-Bu evrede birey sayısındaki azalma ölümün,hastalıkların,besin kıtlığının,çevre direncinin,dışa göçlerin artmasından kaynaklanır.
AV-AVCI İLİŞKİSİ
Birey SayısıAvAvcıZamanPopulasyonların zamanla sayıca artma ve azalma durumlarına dalgalanma denir.Av avcı ilişkisinde,avcı sayısı azaldıkça av sayısı artmaktadır.Av sayısında meydana gelen artış zamanla avcı sayısının artmasına neden olur.

24 Ağustos 2008 Pazar

Suda Yürüyen Kertenkele

Suda yürüyen kertenkele saniyede 20 adım atarak suyun üstünde çılgınca koşar. Ayakları suya değdiği anda, her bir parmak iyice kasılarak ayağın yüzey alanının artmasını ve suyu kolayca itmesini sağlar. Böylelikle ayaklar, vücudun ağırlığını rahatlıkla dengelerler. Kertenkelenin ayakları suyu ittiğinde , bir hava baloncuğu oluşturarak fazladan destek sağlar ve diğer ayağın dönüşünü tamamlayıp suya değmesi için zaman kazandırır. Ağırlık ikinci ayağa aktarılırkenkertenkele, baloncuk yok olmadan önce birinci ayağını sudan çeker. Hava baloncuğu çok önemlidir, çünkü ayağı doğrudan suya değecek olsa, kertenkele suya düşebilir. Ayrıca kertenkelenin hareketi insanla kıyaslandığında, insanın bu hareketi gerçekleştirebilmesi için saniyede 30 m. koşması ve azami kas esnemesinin 15 katı bir esneme yapması gerekir ki, bu olanaksızdır. Scientific American, Eylül 1997, s.68kaynak:popüler bilgi

16 Kasım 2007 Cuma

Canlıların Ortak Özellikleri (Virüsler Hariç)

1.Tüm canlılar başta nükleik asitler (DNA,RNA)olmak üzere karbonhidrat,yağ,protein ve su moleküllerinden meydana gelir.
2.Tüm canlılar hücrelerden oluşmuştur.
3.Organizasyon:Hücreler dokuları,dokular,organları ve organlarda sistemleri oluşturur.
4.Enerji üretimi (Solunum).
5.Beslenme:Canlılar hayatsal faaliyetlerinin devamı için enerjiye ihtiyaç duyarlar.Bu enerjiyi de besinlerden sağlarlar.
6.Metabolizma:Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için hücrelerinde gerçekleşen tüm biyokimyasal reaksiyonlara(organik madde sentezi,büyük moleküllerin parçalanması,zararlı maddelerin atılması) metabolizma denir.
Metabolizma anabolizma(yapım),katabolizma(yıkım) olmak üzere ikiye ayrılır.
7.Büyüme:Canlılarda metabolik faaliyetler sonucu oluşan hacimsel artışa büyüme denir.
Anabolizma > Katabolizma ise canlı büyür.
Anabolizma = Katabolizma ise canlı olgunluk evresinde
Anabolizma < Katabolizma ise canlı yaşlanır, ölür.
8.Üreme:Eşeysiz ve eşeyli olmak üzere iki çeşittir.
Eşeysiz üremede ana canlı ile aynı kalıtsal özellikler oluşur.
Eşeyli üremede ise farklı özellikte bireyler oluşur.Çeşitlilik artar.
9.İrkilme ve Hareket: Canlılar iç ve dış çevrelerinden gelen uyarılardan etkilenerek tepki gösterirler.
Pasif Hareket:Yön değiştirme şeklindedir.Bitkilerde gözlenir.
Aktif Hareket:Yer değiştirme şeklindedir.Hayvanlarda gözlenir.
10.Adaptasyon:Canlıların çevre ile sağladığı uyumdur.Bu uyumu sağlamak için meydana gelen değişiklikler kalıtsaldır.
11.Homeostasi:Çevre şartlarının değişken olmasına rağmen iç dengenin sürekli sabit tutulması olayıdır.Örneğin kandaki Oksijen ve Karbondioksit solunum sistemi ile dengede tutulur.
12.Mutasyon:DNA da meydana gelen değişiklikler mutasyondur.Her canlıda DNA yönetici molekül bulunduğundan mutasyon tüm canlılar için ortaktır.

Bakterileri Görmek İstermisiniz.


-Bakteriler ışık mikroskobuyla görülebilecek kadar küçük canlılardır.
-Monera alemi canlılarındandır.Prokaryot hücre yapısına sahiptirler.
-Hücre zarı üzerinde hücre duvarı bulunur.Bazı bakterilerde hücre duvarına ek olarak polisakkaritlerden oluşmuş koruyucu kapsül bulunur.Kapsül yüzeye tutunmayı kolaylaştırır.
-Bakteri Dna'sında protein kılıf yoktur.Dna halkasal yapıdadır.Bunun dışında sitoplazmada plazmid denilen Dna'dan küçük yapılar vardır.
-Bazı bakterilerde bulunan kamçılar suda aktif hareket sağlar.Genellikle çubuk ve spiral şeklindeki bakteriler aktif hareket ederler.Yuvarlak bakteriler genellikle pasif hareket ederler.
-Uygun olmayan koşullarda bakterilerde ısıya kuraklığa dayanıklı endospor oluşur. Endosporlar üremede görevli değildirler.Endospor haline gelirken bakteri su kaybeder,büzülür.Metabolizması minimuma iner.Sonra etrafını kalın bir çeper tabakası sarmasıyla endospor oluşur.Şartlar uygun olduğunda bakteri tekrar eski haline gelir.

Mantarlar (Fungiler) Alemi

Mantarlar genellikle karada ve tatlı sularda yaşarlar.
Şapkalı mantarların büyük bir kısmı yenilebilirdir ancak çok zehirli türleride vardır.
Kamçı veya sil bulundurmazlar.
Hücre duvarı kitinden yapılmıştır.
Mantarların parazit ve saprofit türleri vardır.
Mantarlar hif denilen ince uzun ipliklerden oluşan yapısal bir özellik gösterir.Hifler renksizdir.
Hifler yan yana gelerek miselleri oluşturur.
Bazı mantarlar mavi-yeşil alglerle birleşerek liken birliğini oluştururlar.
Mantarların hepsi heterotroftur.
Mantarlar eşeyli ve eşeysiz olarak çoğalırlar. Her iki durumda da spor oluşturular. Eşeyli üremeleri iki haploid hücrenin birleşmesini içerir. Toprağa dökülen sporlar rüzgarla ya da böceklerle çevreye dağılır ve toprakta yıllarca yaşayabilir. Mantarlar nemli ortamlarda gelişirler, bu nedenle yağmurlardan sonra topraktaki sporlar çimlenerek mantarları oluştururlar. Tek hücreli mantarlar ise tomurcuklanarak çoğalabilirler.
Sporlarla ürerler.
Mantarlarda rizoit denen köksü yapılar bulunur.Bazı mantarlarda ise historium denen emeçler geliştirilmiştir.


Mantar çeşitleri:
-Küf mantarları
-Maya mantarları
-Şapkalı mantarlar
-Pas mantarları

Biyolojik Ayıraçlar

Ayıraçlar ÖSS-OKS biyoloji sorularında zaman zaman küçük bir bilgi olarak karşımıza çıkabiliyor.
1. Fenol Kırmızısı asitlerle sarı,bazlarla pembe renk verir.
Örn:Soda,CO2'li su,yağasitleri,aminoasitler asidik özellikte olduklarından fenol kırmızısı ile sarı renk oluşturur.
Onikiparmak özütü bazik özellikte olduğundan fenol kırmızısı ile pembe renk oluşturur.
2. Fehling (Benedic):Glikozun ayıracıdır.Glikozlu ortamda tuğla kırmızısı renk verir.
3. Biüret:Proteinin ayıracıdır.Mor renk verir.
4. Nitrikasit:Proteinin ayıracıdır.Sarı renk verir.
5. İyot (Lügol):Nişastanın ayıracıdır.Mor renk verir.
6. Sudan III boyası:Yağın ayıracıdır.Pembe renk verir.(Yağ çözücüler benzen, benzin, tiner, aseton, eter, alkol)
Ayrıca kağıtta saydam bir leke oluşturduğu için kağıtta yağın ayıracıdır.
7. Kireç suyu: Asitlerle tepkime vermez.Herhangi bir değişiklik olmaz.

Kireç suyu CO2'li su(soda) ile tepkimeye girer. Bulanarak beyaz çökelek oluşturur.
Ca(OH)2 + CO2 --->CaCO3 +H2O
8. CO2:Kireç suyu CO2 ile tepkimeye girer ve bulanır.Bu nedenle kireç suyu da karbondioksitin ayıracıdır.
Solunum sonucu karbondioksit veririz.Eğer kireç suyuna üflersek bulanır.

9. Ba(OH)2,KOH: Bu bileşikler ortamdaki CO2'yi tutarlar.
10. Turnusol kağıdı:Asitlerle kırmızı,bazlarla mavi renk oluşturur.
11. Kongo kırmızısı:Asitlerle mavi, bazlarla kırmızı renk oluşturur.
12.Oksijen:Yakıcı bir gaz olduğu için kor halindeki kibritin parçalanmasını sağlar.

Solunum Sistemi

Kalbin Yapısı

Sigaranın Zararları Saymakla Biter mi?

Mekanik Tuzaklar

GENLİSİA






Genlisianın tuzağı, hayvan bağırsağına benzer. Toprak altında dallanmış olan yaprakları, içi boş borular şeklindedir. Topraktan çekilen su bu borularda ilerler.
Boruların uçlarındaki yarıklarda, bitkinin içine doğru yönelmiş
bir akıntı vardır. Bu akıntı, bitkinin içinde su pompalayan tüycüklerden
kaynaklanır.
Su içindeki böcekler ve diğer organizmalar, akıntı nedeniyle
boruların uçlarındaki yarıklardan içeri doğru sürüklenir. Bu sürüklenme boyunca geçtikleri her yer uçları aşağıya bakan kalın ve sert tüylerle kaplıdır.

Tüycükler de birer sübap gibi iş görerek, böceği bitkinin içine
doğru iten ikinci bir etki meydana getirirler. Kurban içerilere doğru
ilerledikçe bir dizi öldürücü sindirim beziyle karşı karşıya gelir. Sonunda da
Genlisianın besini olmaktan kurtulamaz.


TORBA OTUNUN DOKUNMATİK TUZAĞI

Bilim dünyasında 'Utricularia' adıyla bilinen torbaotu bir su bitkisidir.

Torbaotunun kese biçimindeki kapanlarınında üç tip salgı bezi bulunur: Bunlardan ilki olan küresel salgı bezleri, kapanın dış yüzünde yer alır.

Diğer iki tip salgı bezi, yani "dört kollu salgı bezleri" ve "iki kollu salgıbezleri" ise kapanın iç yüzünde yer alır. Bu farklı salgı bezleri, çok ilginç bir tuzağı aşamalı olarak çalıştırır.

Öncelikle iç yüzeydeki salgı bezleri devreye girer. Bu bezlerin üzerindeki tüyler, suyu torbaotunun dışına doğru pompalar. Böylelikle torbaotunun içinde, önemli bir boşluk meydana gelir.

Bu boşluğun ağzında ise, deniz suyunun tekrar içeri girmesini engelleyen bir kapan vardır. Bu kapanın üzerinde bulunan tüyler ise, dokunmaya karşı oldukça duyarlıdır.

Sudaki bir böcek veya organizma bu tüylere değecek olursa, kapan hızla açılır. Doğal olarak da içi boş olan torbaotuna doğru ani bir su akımı oluşur.

Bu akıntıya kapılan kurban daha ne olduğunu anlamadan kapan kapanır. Saniyenin binde biri kadar kısa süren bu olaydan hemen sonra da, salgı bezleri içeride hapsolan avı sindirmek üzere salgı üretmeye başlar.




Torba otunun kesiti ve kapanın işleyişi:

1- Av kapanın tetik tüylerine dokunuyor, 2- Kapan anında açılıp hayvan
içeri çekiliyor 3- Kapı kurbanın üzerine kapanıyor.
kaynak:popüler bilgi

Bal Arılarında Savunma Stratejileri

Japonya'daki eşek arıları, Avrupa'dan getirilen bal arıları için tam bir düşmandır. Yağma için bir kovana saldıran 30 eşek arısı, üç saat içinde tam 30.000 bal arısını öldürebilir. Ancak buna karşılık yerli bal arıları mükemmel bir savunma mekanizmasına sahip olarak yaratılmıştır.

Bir eşek arısı, yeni bir arı kolonisi keşfettiğinde, bunu diğer hemcinslerine duyurmak için özel bir koku salgılar. Kokuyu bal arıları da algıladığından, kovanı savunmak üzere hemen girişe toplanmaya başlarlar. Bir eşek arısı yaklaştığında, 500 kadar bal arısı havalanıp hemen eşek arısının etrafını sarar. Bedenlerini hızla titreştirmeye başlarlar ve bu, arıların vücut ısılarının artmasına neden olur. Bu esnada eşek arısı adeta bir fırında pişiriliyormuşçasına ısınır ve sonunda ölür. Bu türden bir saldırının ısıya duyarlı filmle çekilmiş fotoğrafında, görünen beyaz bölgelerdeki sıcaklık 50 oC'ye kadar çıkmaktadır. Bal arılarının dayanabildiği bu sıcaklık, eşek arıları için ölüm demektir.


Bal arılarının savunma silahı iğneleridir. Ama bunun yetersiz kaldığı zamanlarda vücut ısıların kullanarak düşmanlarını öldürürler. Kovana saldıran bir eşek arısının etrafına toplanan arılar, onu yaydıkları ısı ile kavurarak öldürürler. Isıya duyarlı kameralarla çekilen yandaki fotoğraftaki kırmızı bölgeler, ısının 50 derecenin üzerine çıktığı yerleri göstermektedir.

kaynak:popüler bilgi

Mikroorganizmalar

28 Mayıs 2007 Pazartesi

Vitaminler

Vitaminler sağlığımız için gerekli olan elzem organik öğelerdir. Vitamin latin kökenli kelimedir, 'vita' (yaşam) ve 'amin' (azot içerikli bileşim) anlamına gelmektedir. İnsan vücudunda üretilmedikleri için besinlerle alınmak zorundadırlar.
Sağlıklı bir yaşam için bedenimizin 13 vitamin türüne ihtiyacı vardır. Sahip oldukları etki mekanizmalarına göre her vitaminin günde alınması gereken dozu farklıdır.Yetişkin bir insanın günlük doz ihtiyacı tüm vitaminler için ortalama olarak 10 mg kadardır. Yalnızca C vitamini aşağı yukarı 70 mg olarak alınmalıdır. Sigara içen kişilerde C vitamini ihtiyacı 100 mg kadardır.
Vitaminler yağda eriyen ve suda eriyen olmak üzere 2 ana gruba ayrılır: A, D, E ve K vitamininden oluşan yağda eriyen vitaminler sentezleri için kolesterol gerektiren , yağ dokusunda depolanabilen ve ihtiyaç anında salınabilen vitaminlerdir. B vitamin kompleksleri ailesinden ve C vitamininden oluşan suda eriyen vitaminler ise vücutta depolanamazlar ve her gün belirli miktarlarda dışarıdan alınmaları gerekmektedir.


Vitamin A: Yağda eriyen vitaminlerdendir. A vitaminin yapıtaşı beta karotendir ve kanser, damar, sertliği ve katarakt gibi hastalıkları önlediği yolunda önemli bulgular elde edilmiştir. Beta Karoten ve diğer karotenoidler yeşil yapraklı ve sarı sebzelerde ve tahıllarda bulunur. Sağlıklı deri ve saçlar, diş ve kemik gelişimi, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesi gibi fonksiyonları var. Balıkyağında, karaciğerde, tereyağı ve kremada, peynirde, yumurta sarısında A vitamini bulunur. Retinol Equivalant ile ölçülür. A vitamini gereksinimi kadınlarda 4000, erkeklerde ise 5000 ünitedir. Aşırı miktarda alındığında bulantı, kusma, baş ağrısı, iştahsızlık, görme bozukluğu ve eklem ağrılarına, hamilelik sırasında ise bebekte sakatlıklara yol açabilmekte. Eksik miktarda alındığında diş, dişeti ve kemiklerde deformeler, bağışıklık sisteminin zayıflaması, göz kuruluğu, gece körlüğü, yorgunluk gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.

Vitamin D: Yağda eriyen vitaminlerdendir. Daha çok iki şekilde bulunur. D2 vitamini ışınlanmış mayalarda ve D3 vitamini ise insan derisinde güneş ışığı ile temas sonucu ortaya çıkar ve çok balık yağında ve yumurta sarısında gibi besin kaynaklarıyla alınmakta. D vitamini eksikliği raşitizm hastalığına, kronik kalp yetmezliğine, osteomalazi hastalığına neden olduğu bilinmektedir. Bedenimiz, ihtiyacı olan D vitamininin % 77-90'ını güneş ışığıyla diğer kısmını da besinlerle alır.Ancak uzmanlar D vitamini için güneşe alternatif olabilecek bazı önerilerde bulunuyorlar:1. Günde 400 ünite D vitamini içeren multivitamin alın.2. D vitamini içeren süt, ekmek, somon balığı gibi besinleri bolca tüketin.3. Haftada 3 defa 5-10 dakika güneşten koruyucu bir ürün kullanmadan yüzünüzü ve kollarınızı güneşlendirin. Aşırı dozda alınan D vitamini mide bulantısı ve kusma, düzensiz kalp atışı, iştah kaybı, böbrek hasarları gibi ters etkilere yol açmakta.

Vitamin E: Yağda eriyen vitaminlerdendir. Bitkisel yağlar ve buğday tanesi en iyi kaynağıdır. E vitamininin diğer ilaçlarla birlikte kullanıldığında parkinson hastalığında olumlu etkiler gösterdiği, kalp krizlerinde hasarların azaltılmasında yararlı olduğu ve yaşlılarda bağışıklığı arttırdığı bilinmektedir. Günlük Vitamin E ihtiyacı kadınlarda 12, erkeklerde ise 15 mg olarak tespit edilmiştir. Eksik vitamin alımlarında kalp hastalıkları ve kanser riski artmakta, konsantrasyon bozukluğu, düşük tiroit hormonu seviyesi, sinir bozukluğu, uyuşukluk, anemi, bağışıklık sisteminde zayıflama gibi rahatsızlıklar görülmektedir.

Vitamin K: Yağda eriyen vitaminlerdendir. Lahana, karnabahar, ıspanak ve diğer yeşil sebzelerde, soya fasulyesi ve tahıllarda bulunur. K vitamini ihtiyacı daha çok antibiyotik tedavisi sırasında bağırsak bakterilerinin üretimi engellendiğinde ortaya çıkmakta.

Vitamin B1: B1 vitamini de suda eriyen vitaminler sınıfındandır. Merkezi sinir sistemi sağlığını korumakta önemli bir rol oynar. B1 vitamini gereksinimi yaş, metabolizma durumu, bağırsak florasındaki bakteri üretimi, besinlerde vitamini indirgeyen enzimlerin varlığına göre değişmekte. B1 vitamini açısından zengin besinler, kuru fasulye, yumurta, bira mayası, bütün hububatlar, kahverengi pirinç ve deniz ürünleridir. B1 vitamininin uzun süre eksikliği kaslarının zayıflamasına ve körelmesine sebep veren beriberi hastalığına yol açmaktadır.

Vitamin B2: B2 vitamini badem, bira mayası, peynir, tavuk, buğday, böbrek gibi besinlerde bulunmakta. B2 vitamini, besinleri enerjiye dönüştürdüğü gibi alyuvarların oluşmasını da sağlamakta. Ayrıca derinin ve gözlerin sağlığını da korur. Enfeksiyon, alkolizm, yanık, mide ve karaciğer hastalıkları tedavisine yardımcı olur. Eksik alındığında ciltte kaşıntı, öğrenme güçlüğü, uykusuzluk, dil ve dudaklarda iltihaplanmalar. Işığa duyarlı gözler, gözlerde yanma ve kaşıntı gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.

Vitamin B3: Sığır eti, brokoli, karnabahar, havuç, peynir, mısır unu, yumurta,balık, süt, patates, domates gibi besinlerde bulunur. B3 vitamini kan dolaşımını düzenler, sağlıklı bir deri sağlar, zihinsel hastalıkları tedavi eder. Eksikliğinde pollegra hastalığı oluşur. Aşırı doz alımı ciltte kızarmalara, yanmalara, kusma ve kaşıntıya neden olur.

Vitamin B5: Dana eti, karaciğer, balık, tavuk, yumurta, peynir, fasulye, tüm tahıllar, hububatlar, karnabahar, bezelye, avokado, patates, mısır, kuru yemişler gibi gıdalarda bulunur. Yiyecekleri enerjiye dönüştürür, büyüme ve gelişmeyi sağlar, böbrek üstü bezinin fonksiyonunu destekler ve mide ülseri, alkolizm gibi hastalıların tedavisinde kullanılır. Yüksek doz alımlarında su kaybı ve ishale yol açar.

Vitamin B6: B6 vitamini ihtiyacı, tavuk, balık, ıspanak, patates, muz, kepekli ekmek ve kuruyemiş gibi besinlerle karşılanabilmektedir. Bağışıklık sistemini güçlendirir, kolesterol birikimine engel olarak kalbi korur, böbrek taşı oluşumunu engeller. Önerilen günlük doz 2 mg dır. Yüksek dozda alınması yaşlılarda bağışıklık sistemini güçlendirdiği gibi bazı sinir sorunlarını da iyileştirse de 6 ay süreyle günde 100 mg'dan fazlası sinirleri tahrip edebilir.

Vitamin B12: Hayvansal gıdalarda bulunur. Vejetaryenlerin mutlaka başka kaynaklardan B12 vitamini almaları gerekir. Sinir hücrelerinin büyümesi ve tüm hücrelerin tamirinde önemli rol oynar. Eksik vitamin alımı uyuşukluk, unutkanlık, yorgunluk, sinir bozukluklarına neden olabilir.

Vitamin C: Domates, taze biber ve portakal, limon gibi tüm yeşil sebze ve meyveler C vitamini deposudur. C vitamini eksikliği cilt ve kaslarda kanama, dişeti iltihabı ve kasların zayıflamasına yol açan iskorbüt hastalığını doğurabildiği gibi ilkbahar yorgunluğu ve bağışıklık hastalıklarını da yol açabiliyor. Bebekler için önerilen günlük C vitamin dozu 30 mg dır. Yetişkinlere 70 mg olarak önerilen günlük doz ihtiyacı hamilelik, stres ve ateşli hastalık durumlarında yükselmektedir. Sigara içen kişilerde C vitamini ihtiyacı 100 mg kadardır.
kaynak:güzellik ve bakım .blogcu

Paramesyum Görüntüleri



Silli bir organizma olan paramesyumun (terliksi hayvan) mikroskoptaki görüntüsü.

Tek hücrelidirler.Ökaryottur.Protista aleminde yer almaktadır.Hareket organları sil olduğu için silliler grubuna girerler.Tatlı ve tuzlu suda yaşayan türleri vardır.Hücre zarlarının dışında Pelikula adı verilen koruyucu bir tabaka taşırlar.İki çekirdeklidir.Çekirdeklerden büyük olan hücrenin hayatsal faaliyetlerini kontrol ederken,küçük olan bölünmeyi kontrol eder.Hücre zarının içe doğru yapmış olduğu bir çöküntüyle ağız boşluğu taşırlar.Hepsi heterotroftur. Genellikle besini fagositoz , pinositoz yoluyla alırlar.Kontraktil koful taşırlar.Paramesyumda oksijenin alımı difüzyonla,suyun girişi osmozla gerçekleşirken.İçerideki suyun dışarı atılımı aktif taşıma ile gerçekleşir.Su ile boşaltım artığı olan amonyakta dışarı atıldığı için kontraktil koful homeostasi organel olarak kullanılır.Paramesyum da ökaryot hücrelerde bulunan bütün organeller bulunmaktadır.

Volvoks Kolonilerinin Dansı

Canlıların Sınıflandırılması-Mini Test


Get Your Own Quiz!, More Quizzes

17 Mayıs 2007 Perşembe

Deneyin Adı: Yapraktan klorofil ve karotenoid ayrıştırılması
Süre: Bir ders saati
Malzemeler:
  • Yeşil yapraklar
  • Alkol
  • Havan
  • Filtre kağıdı
  • Cam tüp
  • Benzol

Düzenek:

Yeşil yapraklar havan içinde alkolle iyice ezilir.Bir miktar daha alkol ilave edilerek ezik yaprak karışımı filtre kağıdından süzülür.Elde edilen yeşil renkli süzüntüden bir mikta alınır ve tüp içerisine konur.Üzerine benzol ilave edilerek çalkalanır.Son olarak tüpe biraz su ilave edilir.

Uygulama:

Su ilavesiyle ağırlaşan alkol ve dolayısıyla alkolle beraber eriyen karotenoidler dibe çöker.Benzolde eriyen klorofil-a ve klorofil-b üstte kalır.Başlangıçta süzülerek elde edilen ham klorofil kuvvetli ışığa tutulursa yeşil renkli sıvının kırmızı görüldüğü fark edilir.

Sonuç:

Benzolde eriyen klorofil-a ve klorofil-b ile alkol ve su karışımında bulunan karotenoidler pigment olarak bilinirler.Bunlar fotosentez için gerekli olan ışığı absorbe ederler.Ham klorofil süzüntüsünün kuvvetli ışıkta kırmızı renge dönüştüğü görülür.Nedeni klorofilin flourans özelliğinden kaynaklanmaktadır.

Deneyin Adı:Stomaların gaz alışverişindeki rolünün belirlenmesi
Süre:1 ders saati
Malzemeler:
  • 50 cm uzunlukta şeffaf plastik
  • 10mm çaplı hortum
  • 1 adet delikli tıpa
  • 15cm uzunlukta ve 15mm çaplı cam veya şeffaf plastikboru (veya tıpası çıkarılmış şırınga)
  • Stand ve tutma kolu
  • Geniş yüzeyli ve uzun saplı bir adet yaprak
  • Cam macunu musluk suyu

Düzenek:

15cm uzunlukta ve 15mm çaplı camın bir ucuna delikli tıpa takılır.Yaprak sapı tıpa deliğinden cam boruya doğru sokulur ve sapın ucundaki boşluk cam macunu ile doldurulur.Cam boru standın tutma koluna,yaprak altta kalacak şekilde tutturulur.Cam borunun içi 3/4 oranında musluk suyu ile doldurulur.Şeffaf plastik boru,cam borunun serbest ucuna geçirilir ve hava almayacak şekilde yerleştirilir.

Uygulama:

Şeffaf plastik borunun serbest ucundan yavaşça hava çekilirse cam boru içerinde çok sayıda küçük hava kabarcıkları görülür.Bu hava kabarcıkları yaprak sapından yukarı doğru taşınırlar.

Sonuç:

Ortamdaki hava stomalar aracılığı ile yaprak mezofiline alınır.Hava buradan muhtemelen içleri boş borulardan oluşan ksilem dokusuna geçer.Ksilem dokusu yaprak sapına kadar uzandığından hava buradan cam borudaki su ortamına girer.Bu olay bize stomaların gaz alışverişinde bulunduklarını gösterir.Geniş yüzeyli yaprakta stoma sayısı fazladır.

Deneyin Adı:Fotosentezde CO2'nin kullanıldığının belirlenmesi
Süre:1 ders saati
Malzemeler:
  • Seyyar lamba
  • 2 adet 500cc'lik beher
  • Musluk suyu
  • Sıvı yağ
  • Elodea bitkisi

Düzenek:

Beherlere aynı oranda su konur ve içlerine elodea bitkisi bırakılır.Beherlerden birisinin üzerine sıvıyağ eklenir.Her iki beher kuvvetli ışık veren bir seyyar lambanın önüne bırakılır.

Uygulama:

Bir müddet sonra hangi beherden hava kabarcığı (O2) çıktığı gözlenir.

Sonuç:

Yağ tabakasının nedeni dışarıdan CO2 girişini engellemektir.Üzerini yağ tabakasıyla kapattığımız beherde hava kabarcığı çıkışı olmaz.Nedeni sisteme CO2 girişinin olmamasıdır.Diğer beherde ise sisteme CO2 girişi olduğu için fotosentez gerçekleşir ve beherden hava kabarcığı (O2)çıkar.

Sonuç olarak üstü açık olan beherde bitki CO2 alıp O2 verir ve bu nedenle bitkinin yaprakları arasından hava kabarcıklarının çıktığı gözlemlenir.Üzeri sıvı yağ ile kapatılmış olan beherde ise herhangi bir hava kabarcığı çıkışı gözlenmez.Bunun nedeni bitkinin yaşama ortamı içerisinde CO2'nin bulunmaması ve bunun doğal sonucu olarak fotosentezin gerçekleşmemesi ve O2 çıkışının olmaması gözlemlenir.

Deneyin Adı:Terleme ile Su Kaybının Belirlenmesi
Süre:1 hafta
Malzemeler:
  • Köklü saksı bitkisi
  • Cam şişe
  • Cam macunu
  • Musluk suyu
  • Cam kalemi

Düzenek:

Bitki saksıdan toprağı ile birlikte çıkarılır ve musluk altında kökleri zedelenmeden yıkanır.Cam şişe içerisine su doldurulur ve bitki kökleri su içinde kalacak şekilde şişeye yerleştirilir.Cam şişenin ağzı hava almayacak şekilde cam macunu ile kapatılır.Cam şişe içerisindeki su seviyesi cam kalemi ile işaretlenir.Tarih ve saat yazılır.

Sonuç:

Köklü bitki stomaları aracılığı ile terleme yapar.Terleme sonucu buhar halinde kaybedilen su yerine cam şişeden sıvı halde su alınır.Bu olayın devam etmesi sonucunda cam şişedeki su miktarı terleme hızıyla doğru orantılı olarak aşağıya iner.Bu olay bize stomaların terleme olayında görev aldıklarını gösterir.Su seviyesinde 0,5 cm'lik düşme gözlenir.